Sayı 9-10

Sayın 10. Eylül dergisi yöneticileri...

Uzun zamandan beri Anadolu’nun ücra bir köşesinde (KÜTAHYA’DA) bakiye kalan cezamı çekmede iken oranın şartlarının olumsuz olması ve benim dışımda siyasi mahkum olmaması nedeniyle 28 Mart 1990 günü BARTIN Cezaevine getirildim.

Kütahya'da bulunduğum süre içerisinde hiç bir dergi, broşür v.s. verilmediği için tüm siyasi gelişmelerden yeteri kadar haberdar olamamanın sancısını çekmekteyim.

TAKRİR-İ SÜKUN KANUNU ÜZERİNE

I*

4 Mart 1925 'te İsmet İnönü
Hükümeti tarafından Türkiye Büyük
Millet Meclisi'ne sunulan tek
maddelik Takrir-i Sükûn Kanunu

İrticaya ve isyana, memleketin sosyal düzeninin ve huzurunun ve sükûnunun ve güvenliğinin ve asayişinin bozulmasına sebep olacak bütün kuruluşları, kışkırtmaları, davranışları ve yayınları, hükümet cumhurbaşkanının onayı ile, kendi başına ve idari olarak yasaklayabilir.

"Ölümünün 27. yılında Nazım Hikmet'i saygıyla anıyoruz."

Türkiye komünist ve işçi hareketinin seçkin adı, büyük şair Nazım Hikmet 3 Haziran 1963'te Moskova'da öldü. Ölümünün 27. yılında Nazım Hikmet'i saygıyla anıyoruz.

Nazım 1902 yılında Selanik'te doğdu, iyi bir öğrenim gördü. Birinci Dünya Savaşından sonra emperyalistlerin işgaline uğrayan Türkiye'nin özgürlük ve direniş ruhunu yansıtan şiirleriyle ünlenmeye başladı.

"NE YAPMALI" ÜZERİNE KISA NOTLAR
M. DENİZ

10 Eylül'ün Nisan sayısında öne sürdüğü "Ne yapmalı" başlıklı yazı, yaşadığımız sürece ve bu sürecin devrimci bir tarzda aşılmasına ilişkin önemli saptamalarda bulunuyor. Bunlara değinmeden önce "10 EYLÜL"ün hangi misyonla yola çıktığına değinmek istiyorum.

Ünlü Rus yazan Dostoyevski, romancılığının yanı sıra, ülkesinin, çağının ve genel olarak insanlığın sorunlarına yakından eğilen özgün bir düşünür kimliğiyle de öne çıkar.

Puşkin Üzerine Konuşma, özgün bir düşünürün aydınlar ve Batılılaşma sorununa ilişkin görüşlerini ortaya koyduğu bir yapıttır.

Yapıt üç bölüme ayrılabilir:
1) Dostoyevski'nin 8 Haziran 188O'de Moskova'da Puşkin Anıtı'nın açılış töreninde verdiği söylev;
2) Bu söylevi yayınlarken yazdığı önsöz ve
3) Söylevinde dile getirdiği görüşleri eleştiren bir profesöre verdiği yanıtlar.

Ünol Büyükgönenç adı, bu yılın ilk aylarından itibaren müzik çevrelerinde sık sık konuşulmaya başladı. Sanatçının "Güzel Günler Göreceğiz" adlı Long Play çalışması müzikseverlerin beğeni ve hayranlığını kazandı. Biz de, Ünol Büyükgönenç'le müzik ve son yapıtı üzerine söyleştik.

Hamo ağa koyunculukla geçinen bir aşiretin yaşlı, sert ve kibirli bir reisidir. Oğullarından Şivan düşman bir aşiretten kızla evlenir. Ama bu evlilik bile düşmanlığı hafifletmeye yetmemiştir. Üstelik Şivanın eşi Berivan hastadır ve çocuk doğuramamaktadır. Dili de tutulmuştur bu yüzden. Berivan hor görülmekte, uğursuz sayılmaktadır. Kadın aslında duyguludur, kuş besler, fidan diker ve Şivanı çok sevmektedir. Şivan da aynı biçimde kadını sever. Aşiretten kopmak, kasabada bir iş bulup çalışmak ister. Aşiretin çökmekte olduğunu Şivan anlar ama, Hamo ağa direnir. Gün gelir, sürüyü, Ankara’ya götürmek için Hamo, Abuzer, Şivan ve genç Sülo yola çıkarlar. Uzun ve maceralı bir tren yolculuğu başlar.

Diyorsun ki,
Davamıza hayrı yok bu gidişin.
Karanlık gitgide, diyorsun, derinleşiyor.
Güçler azalıyor, diyorsun, gitgide.
Bunca yıl, diyorsun, çalış çabala,
Sonunda ilk günden daha güç bir duruma düş.

Tarsus Belediyesinin organize ettiği, ilki geçen yıl, ikincisi de bu yıl 29.5.1990-1.6.1990 tarihleri arasında düzenlenen "Gençlik Günleri" geçen yıla oranla oldukça sönük geçti.

Sönük geçmesinin nedeni, gençliğin böylesine bir organizasyona karşı duyarsız olduğundan değil, Belediye'nin yetersiz ve plansız çalışmasıyla, "her şeyin en iyisini ben bilirim" mantığından kaynaklandı.

Son günlerde gazetelerin manşetleri, memurların hükümetin maaşlarına yaptığı %25 zamma karşı tepkileriyle dolu.

İçeriği dağıtıma sok
.