Erden Akbulut

10 Aralık İnsan Hakları Günü, ülkemizde yaşama hakkı ve düşünce ve örgütlenme özgürlüğü gibi en temel iki hakkın doğrudan tehdit altında olduğu, diğer insan hakları adı verıTen hakların ise Anayasa düzeyinde kısıtlandığı koşullarda kutlanıyor. Erden Akbulut, bu yazısında insan inaklarının ne olduğunu, insanlık tarihinde ne zaman, hangi koşullarda gündeme geldiğini ele alırken, bu hakların ta baştan sınıfsal bir karakter taşıdığı vurgusunu getiriyor. Ülkemizde hemen hemen üzerinde hiç durulmayan sosyalist insan hakları konseptini de irdeleyen E. Akbulut, insanın çok yönlü gelişmesini sağlayacak, gerçekten insani hakların ancak insanlığın tarih öncesinin son bulup gerçek tarihinin başlayacağı koşullarda gerçekleşebileceğini belirtiyor.

Bir süredir Yeni Açılım dergisi yazarları arasına katılan TBKP Genel Sekreteri, H. Kutlu, gerek bu dergideki, gerekse Marksizm ve Gelecek dergisinin ilk sayısında başlayan yazarlığına yöntem ve yöntembilim sorunlarını ele alarak girişti. Yazıların okurlara ilk ağızda son derece karışık, daldan dala atlayan izlenimi vermesi yanıltıcıdır. H. Kutlu'nun "yeni düşünce" öncesi mantığını ve üslubunu tanıyanlar bakımından şaşırtıcı gelen bu son derece dolayımlı ve pratik sorunlara ilişkin (program, politika, parti anlayışı vb.) görüşleri hep daha ileriki bölümlere ya da tasarlanan yazılara erteleyen yaklaşımının ardında, H. Kutlu'nun bana son derece bilinçli gözüken bir tercihi yatıyor. Gerçekten de H. Kutlu yöntem sorunlarını tartışmak, burada belirli bir görüş, yaklaşım ve anlayış sağladıktan sonra, o herkes bakımından yakıcı, güncel sorunlara "bu yöntemle" yanıt getirmek istiyor. Gündelik yaşama ya da komünist ve işçi hareketinin tarihine ve bugününe ilişkin "şok yaratıcı" yargılan yazılarına serpiştirmesi ise, "çağdaş reklamcılığın 'meraklandırma' kaldınca"nı andırıyor. Bir yazısında "Marksizm bunalımda, Leninizm aşılmıştır ya da aşılmalıdır" diyor, bir ikincisi "sosyalizmin ORTAÇAĞI'ndan, köylü sosyalizm"-nden söz ediyor, bir üçüncüsünde birdenbire "Leninci parti anlayışının savunusu"na şu ya da bu ölçüde girişiyor. Acele yargıda bulunanlar, H. Kutlu'nun zigzaglar çizdiğini, rüzgâra göre yelken açıp dümen kırdığını, eleştirilerden ders çıkardığını yaygınlaştırıyor. Bunlar bence, belirleyici değildir. H. Kutlu yöntem sorununu ele almış, bu konudaki görüşlerini özellikle dile getirmek istiyor. H. Kutlu hangi yöntemi sorguluyor ve hangi yöntemi öneriyor? Sonucu belirleyici olan budur.

İçeriği dağıtıma sok
.